Kültür Sanat Edebiyat Tarih Dergisi
Aksaray'ın Hafızası Dergisine Hoşgeldiniz...
BAŞ EDİTÖR YAZISI
MART 2026- 44.SAYI

ŞABAN KUMCU
AHLAK VE VİCDAN ÜZERİNE...
Üstad Peyami Safa’nın “Seçmeler” kitabında, “Ahlakı Betonlaştırmak” başlıklı bir yazısı vardır. Bu yazıda iki küçük hikâye anlatır. İlki şöyledir. ”Bursa’da adamın biri, bir hindi satın almış. Hindinin boğazını kesince, kanlar içinde parıldayan küçücük bir madde görmüş. Bir yüzük. Pırlantaya benziyor. Kuyumculara götürmüş, çok yüksek bir fiyat biçmişler. Adam pırlanta yüzüğü alıp doğru hindiyi satana koşmuş. –“Al demiş..! Hindinin boğazından bu yüzük çıktı. Herhalde senindir...”
Değme insana nasip olmayan bu yüksek feragat, (gönlü tok, büyüklük gösterip, hakkından vazgeçebilen) ahlak ve vicdan
hikayesi burada bitmiyor. Hindiyi satan adam da şu cevabı vermiş : “ – Bu yüzük benim değil. Kimin olduğu da belli değil. Senindir.
Sende kalsın. Helaldir.”
İkinci hikayesinde başından geçen bir olayı anlatır. “On sene kadar önce ceketimi almak için, bir taksiyle terziye gitmiştim. Hazır değilmiş. Otomobile binince şoföre dedim ki ; - “bir saat kadar beklemek lazımmış. Beni şu köşede bırakıveriniz.” Ücreti ödedim ve taksiden indim. Oralarda bir mağazaya uğradım. Para vermek lazım gelince, baktım ki cüzdanım yerinde değil. Arabada düşürdüğümü anladım. Beş yüz liraya yakın param vardı. Bir sarsıntı geçirdim. Terziye verecek param kalmamıştı. Tanıdığım bir yerden borç aldım bir saat sonra terziye gittim.
Ne göreyim..? Kapıda taksi bekliyor. Şoför, cüzdanı arabada bulunca, oraya gitmiş, beni yarım saat beklemiş. Cüzdanı teslim etti. Fakat bütün ısrarlarıma ve yalvarmalarıma rağmen hiçbir bahşiş kabul etmedi. Taksimetrenin yarım saatlik ücretini ödedim. Birinci hikâyede hindi satın alan ve hindiyi satan adam “ahlaklı, vicdanlı birer Müslüman”, ikinci hikâyede arabada unutulmuş cüzdanı bulup,
yazara teslim eden şoför de “ahlaklı, vicdanlı bir Ermeni“ vatandaşımızdır.
Büyük mütefekkir Peyami Safa bu iki olayı anlattıktan sonra şu yorumu yapar. “Ahlaksızlık ve vicdansızlığın bıktırıcı ve boğucu çokluğu karşısında ;
bu hindi ve taksi hadiseleri gibi, sayıları az olaylar bize derin
ümit nefesleri aldırıyor. Derhal hissediyorsunuz ki bu memleket, kenarda köşede rastlanan bu faziletli evlatlarının vicdan payandalarıyla yıkılmak tehlikelerini atlatıyor. Fakat nerede o ahlak mimarı ki bu dayanmanın uzun sürmeyeceğini anlasın ve sosyal ahlakımızı betonlaştırsın...”
Kubbealtı Sözlük, vicdanı ; “bir insanın iyiyi kötüden ayırt etmesine, iyilikten huzur, kötülükten azap duymasına vesile olan, davranışları hakkında onu, adil bir yargıya yönelten duygudur. Yaptığına ve söylediğine pişman olmaktan dolayı hissettiği üzüntü ve yanlış bir iş yaptığında, başkasına verdiği zararı görmekten doğan iç huzursuzluk olarak tarif etmektedir.
Rousseau’ya göre vicdan, ahlaki sorumluluktur. Ahlaki sorumluluk kaybedildiğinde vicdan zarar görmeye başlar. Rousseau, vicdanı aklın önüne koyar.
“Ah vicdan, ah vicdan...
Ey ilahi içgüdü..!
Ölümsüz ve semavi sada..!
Zavallı ve cahil yaratıkların en güvenilir rehberi,
Sensiz hayvanlardan farksız olur, kötülükten kötülüğe sürüklenirdim.
Öksüz bir akıl gücünün ve yasasız bir aklın sürüklenmeleriyle ;
Üzücü sonların ve ağır yanlışların avı olurdum.”
Platon, “niçin ahlaklı olmalıyız,,?” sorusunu sorduktan sonra, vicdan kavramına değinir.
Platon mutlu olmak için ahlaklı ve vicdanlı olmayı ön şart olarak kabul eder.
Kant vicdanı, kişinin ahlakıyla beraber değerlendirir. Bir insan, yaptığı eylemlerden rahatsız oluyor ve pişmanlık duyuyorsa ; bu acı verici duygu, kişinin vicdan azabı çektiğini gösteririr, der. Freud, vicdanı süperego yani üst benlik olarak tanımlar.
İnsan vicdanıyla tarafını belirler. Vicdan, kişinin ahlaki yönünü ortaya çıkarır, der.
Alain, vicdanı erdemle bir tutar. Erdem, zayıflık ve kölelik değil, kuvvet ve kudrettir. İrade ve korku arasında kurulan bir dengedir.
Erdemli insan, öncelikle, kendi kusurlarını düzeltmeye çalışır. Her yerde ve her
zaman bu arayış içinde olan insanın özünde, erdemi istemek veya istememek gibi bir güç dengesi çarpışır. İnsanoğlu erdemi ararken altın tartar gibi titizlik göstermelidir. Vicdan sahibi, erdemli insanlar, cesaretli ve adaletli olunması gereken yerlerde,
başkaları beğeniyor mu beğenmiyor mu diye düşünmez. Fazilet gizlenebilir ancak iki yüzlülük mutlaka kendini gösterir.
Erol Güngör’e göre vicdan bir kurallar sistemidir. İnsanların kendi davranışları hakkında “doğru” veya “yanlış” şeklinde hükümler vermesini sağlar. Doğru olarak değerlendirdiğimiz davranışlar kendi içimizde olumlu duygular uyandırırken, yanlış davranışlarımız da suçluluk duygusuna yol açar.. Bu davranışları ve kuralları, kendi zihnimizde bir sistem halinde benimsediğimiz zaman “vicdan” denen kontrol mekanizması oluşmuş demektir.
İnsanı başka varlıklardan üstün kılan en önemli vasıflardan birisi de “insanın kendinin farkında olması ayrıca fark edişi fark eden” bir varlık olmasıdır. Eğer bu özelliğimiz olmasaydı ahlaki davranışlarımız da gelişemezdi. Çünkü içimizde bir kontrol mekanizması oluşturamazdık. Her şey insanın kendini bilmesiyle başlar. Bu ölçüye sezgi yoluyla içimize bakarak ulaşabiliriz. Yüksek idealleri olan insanlar her daim kendileriyle hesaplaşan, nefsiyle muhasebe yapabilen insanlar arasından çıkar. Bunun sonucu olarak düşüncelerinin ahlaki olup olmadığını da kontrol ederler.
Ahlaki bilinç, “şuurlanma” insanı “ahlaki vicdana” ulaştırabilmelidir. Ahlaki bilinç, bir insanın iyiyi kötüden ayırt edebilecek vasıflar kazandırır. Fakat bu ölçüler birer “bilgi” olarak kalırsa o insanın ahlaklı davranması hiçbir zaman garanti edilemez. Mesela, ahlak dışı bir hareket karşısında “vicdan azabı duymak”tan veya “vicdan sızlanması”ndan bahsederiz. Böylece vicdandaki ahlaki bilgiye bir de “duygu” unsurunu ekleriz. Bir insanı ahlaklı davranmaya sevkeden kuvvet işte bu ahlaki duygudur. Yani ahlaki şuurun ahlaki vicdan haline gelebilmesidir.
İnsan içinden gelen isteklere direndiği ölçüde kuvvetli olur. Dindar insanların başkalarından daha iyi bir ahlaka sahip olmaları beklenir. Bir insanın hayatına yön veren içindeki “yaptırıcı güç” onun vicdanıdır. Kanunlar, nizamlar, toplumun baskıları, dinin emir ve yasakları insanın vicdanında yer etmezse, birey ve devlet arasında sürekli bir çatışma olacaktır. İyi bir ahlak düzeni kurmak için, toplumun istekleriyle, bireylerin istekleri, hukuk kurallarıyla, sosyal ahlak normlarının fark oluşturmamasına dikkat edilmelidir.
Bu paralelliğin kurulamadığı toplumlarda, kanunun buyruğuyla, bireylerin vicdanı sürekli çatışır.
Ahlaki davranışlar günlük hayatımızda çok önemlidir. Birbirimizle olan ilişkilerimizde, her tarafın memnun kalması için karşılıklı saygı esas olmalıdır. Saygıya dayanmayan ilişkiler insanları bir arada tutamaz. Aksine onları birbirinden uzaklaştırır. Kendine saygısı olan bir insan hem kendisinin hem de karşısındaki insanın değerini bilir, fark eder. Dolayısıyla başkalarına nasıl davranmamız gerekiyorsa,
kendimize karşı da o ölçüde adaletli olmak mecburiyetindeyiz.
İnsani ilişkilerimizde kuvvet yerine, eşitlik ve saygı ilkesini içselleştirmeliyiz.
Ahlaklı insan haysiyetli insandır.
Saygı duygusunun köklü bir biçimde yerleşmesi insanın kendi benliği hakkında derin bilgiye ve sezgiye sahip olmasına bağlıdır. Kendini tanımayı öğrenenler güçlü bir vicdana sahip olurlar. Kendi benliğini iyi tanımayanlar, başkalarını değerlendirirken yanılgıya düşerler. Vicdan terazisinin doğru tartması için, bir insan öncelikle kendini bilmelidir...
Kur’an-ı Kerime göre de nefs, vicdanı sorumluluklar sayesinde kendisini denetleme yeteneğine sahip olur.
Kur’an-ı Kerim’de vicdan kavramı çoğu zaman kalple ilişkili kullanılır.
İslam’a göre kalp, iyi kötü mücadele alanıdır. Bir anlamda kalp vicdanın karar
merkezidir. Ahirette kurtuluşa erebilmek için vicdanı hesaba çeken temiz bir kalp ile Allah’ın huzuruna çıkılması gerekir. Peygamber Efendimiz, “Günah nedir sorusuna..? “Vicdanı (nefsi) rahatsız eden şey” diye cevap vermiştir. (Tirmizi, Zühd, 52)
Hz. Ömer’de “Kötü bir işin en gizli şahidi vicdanımızdır” der.
Mehmet Akif, bir şiirinde, faziletli (erdemli) insanın, Allah’tan hakkıyla korkanlar arsından çıkacağını söyler.
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havfı Yezdan’ın
Ne irfanın kalır te’siri kat’iyyen ne vicdanın
Mehmet Akif
İnsanı eşyanın hakikatine ulaştıran, bilmek, anlamak, sezmek ve öğrenmek anlamına gelen irfanımız ile ahlaki bilincimizde iyiyi, kötüyü, eğriyi, doğruyu ayırt etmemizi sağlayan vicdanımızın, ahlakımızı güzelleştiremeyeceğini ve bize rehber olamayacağını söyler Mehmet Akif.. Eğer Allah korkusu yüreklerden çekilirse, irfanın ve vicdanın hiçbir etkisi kalmaz. “Nefsimiz” arzu ve isteklerimiz bizi felaketlerden felaketlere sürükler. Bir insanın içinde vicdanın söz sahibi olabilmesi için, kalbinde tahkiki bir iman, beraberinde de her dakika onun benliğini kontrol altında tutacak,
sonsuz bir Allah korkusu lazımdır.
Sözün burasında Niyazi Mısri’nin irfana dair yazdığı şu mısraları da hafızamızın bir kenarına not edip, aradan çekilelim...
Savm u salat ü hacc ile zahid biter sanma işin,
İnsan-ı kâmil olmaya lazım olan irfan imiş...
Niyazi Mısri


























